Öğrenen ve öğrenemeyen çocuklar! Farkı yaratan ne?


Evet karneleri de aldığımıza göre herkese öncelikle iyi tatiller, mutlu yazlar...
Sözkonusu karneler, notlar, dersler, öğretmen değerlendirmeleri olunca haliyle herkesin söyleyecek bir sözü oluyor.

Genel olarak konuştuğumuz başlıklar belli;

- Karnesi kötü olan çocuğa kızmayın, ceza vermeyin!
- Karnesi iyi olan çocuğu övmeyin, hediye almayın!
- Karne sadece çocuğa ait değildir veliler de kendilerine ders çıkarmalıdır!
- Çocukları başka çocuklarla kıyaslamayın!
- Karne notlarını çok önemsemeyin!

v.b türden başlıklarla listeyi uzakmak mümkün. Peki bu başlıklar çocuklarımızın ömrünün sonuna kadar başarılarını ve öğrenmeyle olan ilişkilerini düzenliyor mu? Karneden sonra gerçekten fayda sağlayıcı bir dönüşe yardımcı oluyor mu?

Bence bu soruların yanıtı kocaman bir HAYIR!

Karne, başarı ve derslerle ilgili konuştuğumuz ve kaygı duyduğumuz her şey genel geçer nitelikte. Yani karne almanın heyecanı geçtikten sonra söylediklerimizin de yaptıklarımızın da ne çocuklarımız ne de bizim üzerimizde kalıcı bir etkisi yok. Yukarıda saydığım ve farklı başlıklarla çoğaltabileceğimiz bu tip listeler alınan 'mevcut karneleri' değerlendirmenin ötesine gitmiyor.
Oysa ki çocuklarımızın eğitim ve öğretim hayatı sadece karneden karneye ölçülen, değerlendirilen bir süreç değil, süreklilik arz eden bir süreç olmalı. Yani çocuklarımızın zihninde ilkokul hatta okul öncesi dönemde öğrenmeyle ilgili öyle bir bakış açısı oluşturmalıyız ki hayatlarının sonuna kadar öğrenmeye karşı tutku ve ilgiyi dolayısıyla başarıyı yakalayabilsinler.

Bu durumu Sosyolog Benjamin Barber, şu sözüyle özetliyor:

"Ben dünyayı güçlüler ve güçsüzler, başarılar ve başarısızlıklar diye  bölmem... Ben dünyayı öğrenenler ve öğrenmeyenler diye bölerim."

Bir insanı dünyada ne öğrenemeyen insan yapar?

Bu soruya son yıllarda gelişim psikoloji üzerinde fark yaratan çalışmalara imza atan ve bu alanda öncü kabul edilen Prof. Dr. Carol Dweck, 2 ayrı kavramla yanıt veriyor.

Sabitlenmiş düşünce ve gelişme düşüncesi!

Bu iki kavram, her insanın hayata bakış açılarını belirleyen dolayısıyla hayatta risk alma ve başarı kavramlarına bakış açılarını oluşturan hayati türden iki kavram. Gelişim psikoloji alanında yapılan son çalışmalara göre, insanların hayattaki öğrenme ve başarıyla ilişkileri, hayata hangi bakış açısından baktıklarıyla belirleniyor.

Hepimiz dünyaya cesur birer birey olarak geliyoruz. Düşmekten, canımızın yanmasından, hata yapmaktan korkmayan bireyler olarak hayata başlıyoruz. Sonra hayatımızın bir yerlerinde bazılarımız bu cesur hallerinden uzaklaşıyor. Çok azımız hayata karşı aynı cesareti koruyabiliyoruz.
Dweck'in de içinde bulunduğu bir çok araştırmaya göre, sabitlenmiş düşünce tarzına sahip çocuklar ve dolayısıyla yetişkinler, hayatta risk almaktan, zor olanı denemekten korkan, yakaladığı başarıyı korumayı önceliklendiren davranışlarıyla ön plana çıkıyorlar.

Gelişme düşüncesine sahip bireyler ise hatalarında ders çıkarma, başarısız olduğunda yeniden deneme ve başarıyı 'not' gibi kıstaslara sıkıştırmayan bakış açılarıyla ön plana çıkıyor.
Bu iki kavramın bireyler arasında öğrenmeye yönelik etkilerini araştırmak için farklı yaş gruplarıyla yapılar araştırma ve deneylerin sonuçları kavramları daha iyi anlamak ve sonuçlarını analiz edebilmemiz açısından önemli.

AKADEMİK BAŞARISIZLIĞI NASIL ANLATTILAR? 

Araştırmaların birinde 7'nci sınıfa giden öğrencilerin 'akademik başarısızlığı' nasıl anlatıkları araştırıldı. Sabitlenmiş düşünce tarzına sahip çocuklar için başarısızlık alınan 'kötü not' demekti. Gelişme düşüncesine sahip öğrenciler için ise bir sonraki sınav için daha fazla çalışma nedeniydi.

Bakış açıları çocukların eğitimleriyle ilgili sonraki adımlarının da ana belirleyicisi oluyor. Sabitlenmiş düşünce tarzına sahip öğrenciler bir sonraki sınav için daha az çalışacaklarını söylüyorlar.

ÇALIŞMANIN YERİNE KOPYA GELİYOR!

Hatta onlara göre yetenekleri yoksa zorlamaya da gerek yoktu. Ayrıca kopya çekmek de bir sonraki adım için seçenekler arasında oldukça popüler bir hale geliyor. Çünkü yetenek yoksa iyi not almak için başka yollar bulmak sabitlenmiş düşünce tarzına sahip çocuklar şarttı.
Sabitlenmiş düşünce tarzına sahip öğrenciler özsaygılarını korumak için de çeşitli savunma mekanizmaları geliştirmeye başlıyorlar. İlk yapılan ise kendilerinden daha kötü not alanları bulmak ve kendilerini iyi bir yere konumlandırmak oluyor.

Araştırmanın ikinci aşamasında ise bu kez üniversite sınavına giren öğrencilerle çalışılıyor.  Sınava giren öğrencilere, diğer öğrencilerin sınav kağıtlarına bakabilecekleri söyleniyor. Gelişme düşüncesine sahip öğrenciler kendilerinden daha yüksek not alanların kağıtlarını arayıp buluyorlar. Çünkü bu çocuklar için eksiklerini görüp bir sonraki sefer aynı hataları yapmamanın önemi öne çıkıyor. Sabitlenmiş düşünce tarzına sahip öğrenciler ise kendilerinden daha kötü kağıtları bulmak için çaba gösteriyorlar. Çünkü bu onlara kendilerini daha iyi hissettiriyor ve özsaygılarını korumalarını sağlıyor. Ancak başarılarına ve yeniden denemelerine hiçbir katkı sağlamıyor.

BAŞARISIZLIK SONRASI SUÇLU BULMA

Sabitlenmiş düşünce tarzına sahip öğrencilerin kendilerini korumak için buldukları bir diğer yöntemi de kendi başarısızlıklarını başkalarına yüklemek oluyor. Sorumluluğun kendilerinde olduğunu kabul etmek yerine, günlük koşulları yada çoğunlukla öğretmenleri suçlar hale geliyorlar. Yani ya öğretmenleri kötüydü ya da o gün hasta hissediyorlardı.

BUNALIMA DAHA AÇIKLAR!

Sabitlenmiş düşünce tarzına sahip çocuklar gelişme düşüncesindekilere oranda daha fazla duygusal çöküş ve bunalım eğilimdeler. Sabit fikirli çocuklar kendilerini kötü hissettikçe daha fazla yapmaları gerekenlerden uzaklaşırken, gelişme düşüncekiler kötü hissettikçe daha kararlı oluyorlar.

ÖĞRENEMEYEN ÇOCUKLAR!

Yukarıda bahsettiğimiz türden çok sayıda farklı araştırmanın ortaya koyduğu dikkat çekici gerçeklikler var;

- Sabitlenmiş düşünce tarzları insanları öğrenemeyen insanlar haline getiriyor!
- Yanlış cevap verdiklerinde doğru cevabı öğrenmeyi düşünmüyorlar. 
- Öğrenmek sadece gelişme düşüncesine sahip insanlar için birer öncelik haline geliyor.
- Sabit fikirli insanlar hayatlarının sonuna kadar kaybedenler oluyor!
- Başarmak sabit düşünceye sahip bireyler için zeka, yetenekle mümkün görünürken, çalışmak ve çaba göstermekle alakalı görülmüyor.

Gelelim bu kadar şeyi neden yazdığımıza!

Eğer sizin ve çocuğunuzun hayata ve öğrenmeye bakış açışı sabitlenmiş bir düşünce çerçevesinde ise muhtemelen çocuğunuz karneyi bir kenara attıktan sonra gelecek yıl ve hayatının geri kalanıyla ilgili kaygı duymaktan ve çözüm üretmekten uzak bir tavır sergileyecektir.

- Ben matematikten anlamam
- Ben sözelciyim ya!
- Öğretmenler çok kötü vb.
diyen bir çocuğunuz varsa ve siz de onu;

- Bizim çocuk tembel
- Bizim çocuk zora gelmez
- Bizim oğlan/kız okumaz vb.

gibi bir bakış açısıyla destekliyorsanız çocuğunuzun bundan sonraki hayatta başarıyı yakalamak için çaba göstermesini beklemeyin. Bu nedenle uzun vadeli bir fayda sağlamak ve çocuğunuzun öğrenme ve başarı ile olan ilişkisini yeniden inşa etmek için önce sizin bakış açısınızı değiştirmeniz sonra da çocuğunuzun değiştirmesine yardımcı olmanız şart.

Karnedeki zayıfları görmek yerine;

- Gerçekten istersen ve çabalarsan öğrenebilir ve başarabilirsin deyin
- Hayatta bir çok kez başarısız olmuş ve başarısızlıklarından ders çıkarıp fark yaratan insanların hayatlarını öğrenmelerine öncülün edin. Hatta sizler de okuyup öğrenin.
- Öğrenmenin keyifli olduğunu anlamasını sağlayın. 
- Karne notlarının değil gelişime katkı sunan öğrenmenin değerli olduğunu anlayın ve anlatın.

KARNESİ ŞAHANE OLANLARA DA DİKKAT!

"Bütün bunları bilmeme gerek yok, bizim çocuğun karnesi şahane, her yıl takdir getirir" diyen ebeveynlerin de sabitlenmiş düşünce tarzına sahip çocukları olabilir ve hayatlarının bir noktasında aslında 'öğrenemedikleri sadece yüksek notlar' aldıkları ortaya çıkabilir. Çünkü göreceli başarılar elde etmiş (yüksek sınav notları ve takdir belgesi almak gibi) çocuklar da sabit düşünce tarzına sahiplerse 'hayatta risk almaktan' korkan bireylere dönüşüyorlar. Elde ettikleri başarıları ve etiketleri korumak için fazlasını öğrenmekten kaçan, 'zeki çocuk' ünvanını kaybetmemek için öğrenmek yerine ezber yapan bireylere dönüşebiliyorlar. Hayatlarının bir döneminde hata yaptıklarında ve etiketleri tehlikeye girdiğinde en büyük düşüşü bu tip çocuklar yaşıyorlar.
Bu nedenle karnesi iyi olsa da çocuklarınızın öğrenmeyle olan ilişkilerinin sürekli ve keyifli bir bakış açısına sahip olmasını sağlamak şart. 

Başarısızlığın, sabitlenmiş düşünce tarzında ne kadar üzücü olabileceğinin ötesinde, bu üzüntünün üstesinden gelmeye yardımcı bir reçetesi yok. Yapılabilecek tek şey öğrenmeye ve hayata karşı bakış açısını değiştirmekten geçiyor. 

İşin özü, başarmak sadece öğrenmekle ve çaba göstermekle alakalıdır. Notlar, sınavlar sadece birer teferruat !

0 yorum