Ana içeriğe atla

Öğrenme ne zaman başlar? Bebeklerin anne karnında öğrendiklerine bakın!


Hiç düşündünüz mü? Öğrenme ne zaman başlar? Bebekler anne karnındayken neler öğrenirler? Anne karnında geçen 9 ay hayatlarımızı nasıl etkiler?

Bu soruları düşününce insanın aklına gelen ilk şey kuşkusuz bebeklerin anne karnında emmeyi öğrendikleri oluyor! Peki bu kadar mı? Hayır! Bebekler annelerinin karnında hangi dilde konuşacaklarını, nasıl bir beslenme pratiğine sahip olacaklarını hatta nasıl bir annenin çocuğu olacaklarını bile öğreniyorlar. Nasıl mı? Yanıtları 'Kökenler: Doğumdan önceki 9 ay hayatımızın geri kalanını nasıl şekillendiyor?' (Origins: How the Nine Months Before Birth Shape the Rest of Our Lives) kitabınını yazarı Annie Murphy Paul veriyor. Hem de en son psikolojik ve biyolojik araştırmaların kanıtladığı veriler ışığında.



Fetal öğrenme teorisi üzerine yapılan araştırma sonuçlarının ortaya koyduğu kocaman gerçeklikle başlayalım: 'Hayata dair öğrendiğiniz en önemli şeyler doğum öncesine ait.'

İkinci büyük gerçeklik ise fetüslerin anne karnında öğrendikleri tüm bilgilerin tek bir amacı var: Hayatta kalma!

Bu sonuçlara ulaşan araştırmaların detayları ise çok ilginç veriler içeriyor. İşte fetüslerin anne karnında öğrendikleri şeylere kanıt olan araştırmalar ve sonuçları...

BEBEKLER ANNE KARNINDA NE ÖĞRENİR?


Annelerin seslerini öğrenirler: Bebekler anne karnında amniyo sıvı içinde gelişirler. Bu sıvı dış dünyadaki seslerin bebeğe doğru ulaşmasını engeller. Dış dünyanın seslerini bebekler kısık ve boğuk sesler olarak algılar ve ayırt edemezler. Ancak annelerinin sesleri için durum farklıdır. Annenin sesi kendi vücudundan yansıyarak bebeğe bozulmadan ulaşır. 9 ay boyunca bebekler annelerinin seslerini sürekli duyarlar ve doğdukları o sesi tanırlar.

İşte kanıtı: Bu durumu kanıtlamak için araştırmacılar yeni doğmuş bebeklerin emmesi için süngerden yapılmış iki meme ucu yapıyorlar. Birinci memeden süt içerken bebeklere kulaklıklarla annelerinin seslerini dinletiliyor, ikinci memeden süt emerken de yabancı bir kadının sesi dinletiliyor. Ne oluyor dersiniz? Bebekler kısa bir sürede içinde birinci memeden süt içmeye başlıyorlar ve ikinci memeyi reddediyorlar.



Heyecanı ve can sıkıntısını öğreniyorlar: Araştırmalar bebeklerin heyecanlandıklarında ve sıkıldıklarında farklı hızlarda emme refleksi gösterdiklerini de keşfediyorlar. Bu durumu kanıtlamak için hamile kadınlara hamilelikleri boyunca bebeklerine aynı kitaptan bir bölümü okumalarını istiyorlar. Doğum sonrası emme sırasında da aynı kitap okunduğunda bebekler hikayeyi tanıyor, heyecanlanıyorlar ve emme refleksleriyle bunu belli ediyorlar. Aynı şekilde hamilelikleri boyunca aynı televizyon dizisini sürekli takip eden bebekler de doğum sonrası bu dizinin jenerik ve reklam müziklerine heyecanlı tepkiler veriyor.

Hangi dili konuşacaklarını bilerek doğuyorlar: İlk bakışta 'daha neler' dedirttiğinin farkındayım. Ancak bu da kanıtlanmış bir bilgi. Bebekler konuşacakları dile hazırlanmış bir halde dünyaya geliyorlar.

Araştırmacılar bunu kanıtlamak için bebeklerin tam doğdukları andaki ağlama seslerini kayıt altına almışlar. Bebeklerin ağlama aksanları doğdukları dilin aksanıyla bire bir örtüşmüş. Mesela, Fransız bebekler artan bir tonda ağlarken, Alman bebekler azalan tonda ağlamış. Dahası da var! Bebeklerin doğdukları dilin fonetik sınırları içinde ağladıkları da ortaya çıkmış.



Tat ve kokuları biliyorlar: Anne karnındaki bebeklerin hamileliğin 7'nci ayında tat ve koku alma duyuları tamamen gelişmiş oluyor. Fetüsün 7'nci ayında tat ve koku alma duyusu tamamen gelişmiştir. Annenin yediği yiyeceeklerin tatları amniyotik sıvıya geçmenin bir yolunu bulur ve bu sıvı fetüs tarafından içilir. Bebekler dünyaya geldiklerinde bu tatları hatırlarlar ve tanıdık tatları tercih etme eğiliminde olurlar. Bunun için hamileliklerinin 3'ncü trimesterinde bir grup kadından havuç suyu içmeleri başka bir grup kadından da sadece su içmeleri istenmiş. Ek besine başladıklarına çocuklara havuç katkılı kahvaltılıklar verilmiş. Anneleri havuç suyu içen bebekler kahvaltıyı çabucak kabullenirken, diğer bebekler ya zor kabullenmiş yada yemeği tamamen reddetmişler.



Peki bebeklerin anne karnındaki bu tür öğrenmeleri neden önemli?

Bütün araştırmaların vardığı nihai bir sonuç var o da bebeklerin anne karnında öğrendikleri bilgilerin tamamı 'Nasıl bir dünyaya doğacağım?' sorusunun yanıtı.
Mesela;

- Bolluk olan bir dünyaya mı yoksa kıtlık olan bir dünyaya mı doğacak?

- Doğduğu dünya güvenli korunmuş bir yer mi olacak yoksa tehlikeli bir yerde mi yaşayacak?

- Sakin bir hayatın içine mi yoksa stresli bir yapıya mı doğacak?


Fetüslerin bu öğrenme süreçleri aynı zamanda bebeğin fiziki gelişimini de belirleyen ana unsur oluyor. Anne karnında yaşanan bu öğrenme süreçleri bebeklerin beyinlerini ve tüm vücutlarını doğacak koşullara hazır hale getiriyor. Bebekler ister şehirde, ister kıtlık içinde, ister savaş ortamında ister de çölde doğsun o ortama hazır bir birey olarak dünyaya geliyor.

Ne büyük Survivor değil mi?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yaşındaki bebek neden yemek yemez?

Bebeğinizle ek gıdaya geçtiniz! Püreler hazırladınız kimini yedi kimini yemedi ama yine de iyi kötü besinlerle tanışmasını sağladınız. Sonra bebeğiniz ilk yaşına geldi ve siz onun artık daha farklı şeyler yiyebileceğini, püreler, rondolar yerine taneli gıdaları yiyebileceği için sevinmeye başladınız. Artık dişleri de çıktığına göre her şey daha kolay olacak diye düşündünüz! Ama hiç de öyle olmadı! 1 yaşından sonra bebeğiniz önüne konulan yeni şeyleri reddetmeye, ağzına aldığı yiyecekleri şiddetle öğürmeye ve kusmaya başladı. Rondoyla olan muhabbetiniz daha da koyulaştı! Saatlerce uğraşıp pişirdiğiniz yemeği kusursuzca rondoladınız. Ama yine de işe yaramadı değil mi bebeğiniz ilk kaşıkta her şeyi çıkardı. Üzülmeyin yalnız değilsiniz!  1 yaşından sonra bebeklerde yemeklere karşı ortaya çıkan direncin çok mantıklı bir nedeni var. Okuyunca içinizin rahatlamasını umuyorum. İnsan beyni hala ilkel dönemlerdeki gibi çalışır. Yani tek amaç var. Hayatta kalmak! Bu bebekler i

Çocuğumu okula göndermek istemiyorum ne yapmalıyım?

Çocuğumu okula göndermek istemiyorum ne yapmalıyım? sorusu bu sıralar obenimannem.com okurları tarafından sıklıkla bize soruluyor. Çocuğumu 1. sınıfa göndermek istemeyen ailelerin yapması gerekenleri sizler için derledik. Çocuğunu okula göndermek istemeyen ailelerin yapması gerekenler Milli Eğitim Bakanlığı'nın okul öncesi eğitim ve ilköğretim kurumları yönetmeliğiyle düzenlenmiştir. Bu yönetmeliğe göre, 66 ve 71 ay arası çocukların okula başlama tercihi velilerine bırakılmıştır. Eğer çocuğunuzun yaşı 69-71 ay aralığındaysa ve çocuğunuzu 1. sınıfa göndermek istemiyorsanız kamu ve üniversite hastanelerinden rapor almanız gerekmektedir. Bu raporların çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanları tarafından düzenlenmesi ve çocuğun gelişiminin okula başlamaya uygun olmadığına dair ifadeleri içermesi gerekmektedir. Eğer çocuğunuzun yaşı 60-66 ay aralığındaysa ve okula gitmesini istemiyorsanız rapor almanıza gerek yok. Ailelerin çocuklarını okula göndermek istemediklerini belirten bir dil

RAM raporu ile kayıt erteleme nasıl olur?

RAM raporu ile kayıt erteleme mümkün mü, nasıl yapılır? Koronavirüs salgını hayatımıza bir de RAM raporunu soktu. Uzun yıllardır özel öğrenme güçlüğü olan öğrenciler için uygulanan RAM raporu süreci Koronavirüs salgını nedeniyle çocuklarını okula göndermek istemeyen velilerin için bir kaçış umuduna dönüştü. 72 aylık çocuklarını okula göndermek istemeyen veliler çocukları için RAM raporu almayı bile göze almış durumda. Peki nedir bu RAM raporu, nasıl alınır, şartları neler? Daha da önemlisi RAM raporu ile kayıt erteleme mümkün mü?  Geçen haftalarda kaleme aldığım ‘ Çocuğumu okula göndermezsen ne olur’  Başlıklı yazıyı okuyup bana ulaşanlar RAM raporunu sordu. Bu yazı da çocuğunu okula göndermek istemeyip RAM raporu hakkında bilgi arayanlar için gelsin. İşe RAM raporu ne demek onu açıklayarak başlayalım! RAM Raporu Rehberlik ve Araştırma Merkezleri’nin adının kısaltılmasından geliyor. Rehberlik ve Araştırma Merkezleri Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı çalışan bir yapı. Görevleri özel ve de

Çocuğumu okula göndermezsen ne olur?

2019-2020 döneminde çocuğunuzu okula göndermezseniz ne olur? Koronavirüs nedeniyle çocuğunu okula göndermek istemeyen aileler için idari para cezasından çocuğun velayetinin alınmasına varan yasal düzenlemeler var. Özellikle birinci sınıfa başlayacak olan 72 ay ve üstü yaş grubunda çocukları olanlar MEB'den ara bir düzenleme bekliyor.  Çocuğumu okula göndermek istemiyorum diyen aileleri bekleyenlerin detayları ve yapılabilecek bir kaç öneriyi sizler için kaleme aldım. 2019-2020 öğretim yılı veliler için verilmesi gereken kararlar nedeniyle geçmişe oranla çok daha zorlu bir yıl olacak. Özellikle de 72 ay ve üstü yaş grubunda çocuğu olan veliler için. Çocukları birinci sınıfa zorunlu olarak başlayacak olan veliler aylardır 'Çocuğumu okula göndermek istemiyorum, çocuğumu okula göndermezsen ne olur?' sorularına yanıt bulmak için MEB'den açıklama bekliyor. İlkokul birinci sınıfa başlaması zorunlu yaş grubundaki çocukların aileleri Koronavirüs salgının halen etkisini sürdürdü

Çocuklara yazı yazmayı sevdirecek eğlenceli yol

Çocukların yazı yazma becerilerinin gelişmesi için ellerindeki ince kaslarının gelişmiş olması şart. Okul öncesi dönemde yapılacak basit aktivitelerle hem çocuğunuzun ince kaslarının gelişmesine yardımcı olabilir hem de yazı yazarken el kontrolü kabiliyetini geliştirebilirsiniz. Yazı yazmaya hazırlık tahtası tam da bu işi görecek eğlenceli bir yöntem. İhtiyacınız olan bir karton kutudan kesilmiş mukavva parçaları, bir kaç tane A4 kağıdı, harita raptiyeleri ve yapışkanlı dekor kağıtları. Yazı yazmaya hazırlık tahtasının nasıl yapılacağını playerdaki videomuzdan izleyebilirsiniz.

Çocuğum yemek yemeyince çok sinirleniyorum diyen annelere!

Çocuğum yemek yemediğinde çok sinirleniyorum, bağırıyorum, kendime hakim olamıyorum. Sonra pişman olup vicdan azabı yaşıyorum ama bir sonraki öğünde yeniden aynı şey oluyor ve ben yine bağırıp çağırıyorum. Öyle ki ev içinde hiç huzurumuz kalmadı. Yemek vakitleri yaklaştıkça geriliyorum, stres basıyor. Eşimle de sürekli çocuğumuz yemek yemiyor diye tartışıyoruz. O da sorunun ben de olduğunu ve fazla abarttığımı söylüyor. Durmadan bu yüzden kavga ediyoruz. Ne yapacağımı bilmiyorum! Bu satırlar çocuğu yeme sorunu yaşayan çok sayıda anneden gelen ortak seslerin bir yansıması. Saatlerce mutfakta geçirilen zaman, özenle hazırlanan yemeklerin ziyan oluşu, çocukların ısrarı, ağlaması, öğürmesi, kusması ve sonunda gelen sinir harbi. Neden çocuklarımız yemek yemediği zaman bu kadar çok sinirleniyoruz? Neden biz anneler bu derece kontrolden çıkarken babalar bir kenarda her şey yolundaymış gibi oturabiliyor? İşin sırrı biraz yaratılış da biraz da annelerin zorlu hayatlarında gizli. Biz kadınlar, y

Çocuğum yemek yemiyor biliyorum aç diyen anneler dikkat!

Çocuğunun yemek yemediğinden şikayet eden bir danışamın bana gönderdiği mesajda adeta yardım çığlığı atıyordu. Çocuğu yemekleri özellikle de kahvaltı sırasında kusuyor, öğürüyordu. Diğer öğünlerde de yemek yemiyordu. Çocuğun yemek yememesi anneyi öyle yıpratmıştı ki aile ilişkilerinin bozulduğunu, eşiyle sorunlar yaşadığını anlatıp. kendisinin bile terapiye ihtiyacı olduğunu yazmıştı. Mesajındaki bir cümlede ise 'Çok az yiyor biliyorum aç ama yemiyor. Doyamaz bu kadar yiyecekle!' diyordu. 'Yedi ama çok az. Çocuğum kesin aç' fikri her annenin aklının bir köşesinde durur, içini kemirir kemirir! Öğünden kalanları yedirmek için peşinde koşarız. Olmadı lezzetiyle başını döndürecek şeyler pişiririzi mesela bir tabak patates kızartması. 'Aman yesin de ne yerse yesin yeterki kaynı doysun' der eline iki bisküvi, biraz çikolata olmadı bir bardak meyve suyu veririz. Çocuğumuz bunlardan birini yerse kendimizi mutlu hisseder bir sonraki öğüne kadar sakinliğimizi koruruz. Çün

Çocuklar neden her şeyi yere atar? Bakış açınızı değiştirecek öneriler!

Çocuklar ve bebekler neden her şeyi yere atıp, döker? Beşikte, kundakta sakince yatırıp uyuttuğunuz, sonra ilk dönüşlerini ilk adımlarını merakla beklediğiniz çocuğunuz şu sıralar eline ne bulduysa atıp, döküyor mu? Ne yapsanız çocuğunuzu durduramıyor, ne söylüyorsanız başarısız mı oluyorsununuz? Döküp atmalarına bir de öfke nöbetleri mi eklenmeye başladı? Korkmayın çocuğunuz büyüyor! Tek yapmanız gereken belki de bakış açınızı değiştirmektir! Öncelikle kabul edin. 2 yaş civarına yaklaşan çocuklar ellerine geçirdikleri her şeyi yere atar, döker, fırlatırlar. Bunu yaparken kendilerinin yada başkalarının zarar göreceğini düşünmezler. Tek yapmak istedikleri eline aldığı şeyi atınca neler olduğunu izlemek, deneyimlemektir. Ancak bu yaş grubunda tek bir deneyim yada bir kaç deneyim yeterli değildir. Yani bir kez elindeki bardağı yere attığında olanı görüp 'ha tamam atınca yere düşüyormuş, ses çıkarıyormuş, su dökülüyormuş' diye düşünemezler. Sadece olana odaklanırlar ancak

Yaz tatilinde çocuklar ne yapmalı işte bizim evin planı!

Yaz tatilinde çocuklar ne yapmalı? Okullar için bu yıl yaz tatili resmi olarak değil ama fiilen başladı. Uzun Ramazan Bayramı tatili çocukları bu yıl erkenden yaz tatiline kavuşturdu. Her yaz tatilinde olduğu gibi biz velilerin aklında yine çocuklar yaz tatilinde ne yapmalı, ders çalışmalı mı soruları var! Bir tarafımız 'Aman bırak çocuk tatilin tadını çıkarsın'  derken, diğer yarımız  'ama biraz kitap okusun, biraz test çözsün, azcık da ders çalışsın'  demeden duramıyor! Söz konusu çocukların yaz tatilini nasıl geçirmeleri gerektiği olunca kabul edelim karar vermek zor. Burada doğru kararları vermek için bakış açımızı tek bir noktadan farklı bakış açılarını içeren geniş bir perspektife çevirmekte fayda var. Öncelikle karnelerdeki durumlar her ne olursa olsun tatil çocukların hakkı. Hiçbirimiz yılın kısa bir süresini kapsamayan tatillerde çalışmak istemeyiz. Dolayısıyla çocuklarımızın da 9 aylık sıkı bir okul maratonu sonrası ders çalışmak en son isteyecekleri

Down Sendromu testiniz pozitif çıkarsa....

Down Sendromu tarama testiniz pozitif çıktı mı? Benim ki çıktı! Hamileliğimin 4'ncü ayına girerken yapılan 4'lü tarama testleri benim için sonuçlarını alıncaya kadar rutin bir prosedürden ibaretti. İlk hamileliğimde de yapılmıştı. 30'lu yaşlarımın başındaydım her şey normaldi ve benim için o dönem risk diye bir şey yoktu. İkinci hamileliğimde ise durum tamamen farklıydı. Artık 37 yaşındaydım zaten istatistiksel olarak risk grubundaydım. İlk gebeliğimde 6'ncı haftada düşükle sonuçlanmıştı. Dolayısıyla riski yüksek gruptaydım. Kan sonuçlarımda riski tescilledi. Ekranda 'pozitif' ifadesini gördüğümde itiraf etmeliyim nefesim kesildi, boğazım tıkandı. Risk oranı 1/16'ydı. Tıbben 1/300 risk detaylı taramayı mecbur bırakırken, benim için risk 1/16'dıydı. Biraz matematik bilen için bu 'kesin sonuç'  gibi bir şeydi. Bugün 21 Mart Dünya Down Sendromu günü. Bu nedenle benim gibi tarama testleri pozitif çıkan, bir yerlerde detaylı test so