Yavaş ebeveynlik tamam ama nasıl?


Bizim evin en zor sabahları pazartesi ve cuma günleri. Pazartesi malum kendine has sendromu var. Her uyanan 'Niye bugün de tatil değil ki?' mottosuyla güne başlıyor. Cuma ise haftanın en yorgun günü. Haliyle iki sabah küçük bir çocukla yaşanan koşturmacada diğer günlere fark atar derecede zor oluyor.

Yine de tüm yorgunluk ve bezmişlik hissine karşın sakin kalmayı başardığını, krizsiz evden çıktığımızı düşünürdüm.

Önceki pazartesinden bu yana artık öyle olmadığını biliyorum.

Mutfak masasında kendisini tüm koşturmacaya karşın sakin tutmaya çalışan bir ÇALIŞAN ANNE ile masada tüm çocukluğuyla bir yandan oyun oynayan diğer yanda da ağzındaki kahvaltı lokmalarını çiğnemeye uğraşan KREŞ ÇOCUĞU düşünün.

ANNE: Tatlım peynir bitti mi hadi bakalım zeytin kardeşte yanına gelsin.

ÇOCUK: Anneee....

ANNE: Aferin kızıma hadi sütten de kocaman bir yudum içelim.

ÇOCUK: Anneeeeee...

ANNE: Tatlım ağzındakileri çiğnemeyi unuttun yine hadi bakalım ÇİĞNE ÇİĞNE...

ÇOCUK: Annneeeeeee....

ANNE: Hadi sen kahvaltını yemeye devam et ben de gidip saate bakıp geleyim. Bakalım saat kaç olmuş!

ÇOCUK: Ama anne sakın 'Ooooo' deme! Sevmiyorum öyle demeni!!!

ANNE: Şok!!!

Ne hissettiğimizin bir önemi yok aslında hissederken ne yaptığımız önemli.

Sakin durmaya çalışmak yetmiyor. Hızlı, aceleci hayatın içinde öyle savruluyoruz ki çocuklarımız da küçücük bedenleriyle yanımızda bizimle birlikte koşturan, hızlanan, endişelenen küçük yetişkinlere dönüşüyor.

Yavaşlamak lazım ama nasıl?

0 yorum